Sosyal Bilimci W. Ogburn’a (1950) göre her toplumda iki kültür vardır. Birincisi maddi kültür (teknikler ve araçlar) buna “teknik kültür” de diyebiliriz. Diğeri ise manevi kültürdür.
Buna da “değerler kültürü” de diyebiliriz. Bu iki kültür genellikle bir arada ahenkli ve dengeli olarak bulunur. Fakat hızla sanayileşmiş batı toplumlarında ya da sanayileşme aşamasında olan geçiş durumundaki toplumlarda maddi kültür, manevi öğelerden daha hızlı değişmektedir. Böylece ikisi arasında bir boşluk doğar ki Ogburn buna “ kültürel gecikme” ya da “kültürel boşluk” demektedir (Tezcan, 1981: 64).
Kültürel gecikmenin etkilerini, aileden başlayarak toplumun her grubunda
gözlemleyebilmek mümkündür . Bu yazı ise; özellikle 90’lı yılların sonlarında etkilerini hissettiren metal müzik karşıtı söylemlere ve medyada ‘’Metal müzik ve Satanizm’’ konulu haberlere sıkça karşılaşılmasının sebeplerine sosyolojik bir çerçeveden bakmak amacı taşımaktadır.
Heavy Metal
Heavy metal 1960’lı yıllarda Orta İngiltere ve ABD’de gelişmeye başlayan rock müzik türüdür. Blues ve Rock’n Roll türlerini temel alan heavy metal; kalın ve ağır sesi, distortion, solo gitar ve yüksek ses gibi kendine özgü elementlere sahiptir. Sert ve agresif bir müzik türü olmakla beraber Rock müziğin alt kollarından biridir. Altyapısını Led Zeppelin, Deep Purple
gibi grupların oluşturduğu bu müzik tarzı; özellikle 80’li yılların başında daha büyük bir dinleyici kitlesine sahip olmaya ve bölünmeye başlamıştı. Metal müziğin bu dönemde daha da popüler hale gelmesinde Margaret Thatcher, bir diğer deyişle Demir Leydi’nin başbakanlık döneminde İngiltere’de uygulanan katı kurallar ve toplumsal başkaldırı hareketlerinin etkisi olmakla beraber, bu müzik tarzının özü itibariyle protest bir ruhu olduğu söylenebilir.
Türkiye’de Heavy Metal
Türkiye’nin ilk heavy metal grupları 80’lerde kurulan Devil ve Whisky’dir. Bununla kalmayıp hisky; 1986’da yayınladığı “Babaanne” isimli albüm ile de ilk Türkçe sözlü metal albümünü yaratan grup olma ünvanına sahip. İlk demoyu ise 1989’da “Murry Bedlam” ile Hazy Hill çıkardı. Pentagram’ın 1990’da kendi adı ile çıkarttığı albüm ise ilk yabancı sözlü yasal albümdür. Yine Pentagram Türkiye’de tüm zamanların en çok satan yerli metal albümü ünvanına 1997’de yayınladığı Anatolia isimli albümü ile sahip olmuştur. (http://turksiyahlikuvvetleri.weebly.com/makaleler/metal-muzigin-turkiyedeki-tarihi-surecleri) Türkiye’de popüler hale gelmeye başladığı ve kendi dinleyicisini oluşturduğu günlerden itibaren metal müzik; bu müzik tarzını icra edenlerin ve dinleyicilerinin giyim ve yaşam tarzları sebebiyle uzun yıllar boyu tepkilere maruz kalmıştır. Medyada yıllar boyu metal müzik dinleyenlerin satanist olma ihtimalleriyle ilgi haberlere yer verilmiş, metal müzik dinlenen ve metal müzik yayınları satan işletmelere baskınlar düzenlenmiştir. Toplumda
uzun saç, siyah kıyafetler ve metal müzik satanik unsurlar olarak görülmüştür.

1980 askeri darbesi sonrası toplumda; protest tavra sahip bir müzik türünün eleştirilere maruz kalması, hem darbe sonrası oluşturulan korku toplumunun bir dışavurumu olmakta hem de kültürel gecikme olgusuyla açıklanabilir. Konu aynı zamanda inanç ve müzik tercihi ilişkisiyle de açıklanmaya çalışılmış ve bu konuda bazı araştırma verileri elde edilmiştir.
Walser’a göre Heavy Metal grupları “güç simgelerini kendilerine mal ederek, kontrol unsurlarını kanunlaştırarak, korkutuculuk kompleksini yüzlerinde taşıyarak”, kendilerine “modern dünyada hayatta kalabilme biçimi” yaratırlar (Walser 1993: 159). Walser’ın bu iddiasında, Metal’in karanlık fanteziler ile olan ilişkisi, bu fantezilerin kapitalist toplumun kesin
gerçek sorunlarını akla getirme yolu olarak gösterilir. Bu sarsıcı fantezilerin kontrolü ile modern dünyanın sağlayabileceği tüm tehditler üzerinde yetki ve kontrol unsurunun da gerçekleştirildiği belirtilir (Harris 2007: 39). Bu temalar aynı zamanda Heavy Metal türüne gelen ciddi eleştirilerin ve aşağılamaların da sebebini oluşturur. Heavy Metal’e tepki gösteren kilise yöneticileri, muhafazakar politikacılar ve psikologlar, türün şarkı sözleri, albüm kapakları, videolar ve pazarlama malzemelerinde kullanılan, satanizm ve kara büyü öğelerini referans gösterirler (Benett 2001: 53).

60’lı yıllarda Rock müziğe hızlı bir şekilde ayak uyduran Türkiye, 80’li yıllarda var olan baskı ve korku yüzünden metal müziğe hızlı şekilde ayak uyduramadı ve bu metal müzik bağlamında kültürel bir gecikme yaşanmasına sebep oldu.
90’lı yıllara gelindiğinde metal müzik her ne kadar bir atılım çabasına girmiş olsa bile, metal müzik medya etkisiyle durdurulmaya çalışılıyordu.
Artık gazete köşelerinde ‘’Çocuklarınızı metal müzikten koruyun!’’ cinsinden manşetler atılıyor, pasajlara baskınlar düzenleniyor ve aileler, çocuklarını siyah ağırlıklı giyindikleri için psikologlara götürüyorlardı.

2000’li yıllara gelindiğinde ise medya, artık metal müziğin üzerine gitmeyi bırakacaktı. Günümüzde gençler arasındaki popülerliğini farklı müzik tarzlarına kaptırmış olan metal müzik, artık medyada satanizm ile özdeşleştirilmese de, metal müziğe dair semboller (giyim tarzı, dış görünüş vs.) halen tepki görmeye ve bu sembolleri taşıyan bireyler içinde bulunduğumuz toplumda yadırganmaya devam etmektedir…